Survivor 2014'ün ilk ünlüsü belli oldu (Survivor Ünlüler Gönüllüler 2014)

Survivor Ünlüler Gönüllüler 2014 için çalışmalara şimdiden başlayan Acun Ilıcalı, Ünlüler takımında yarışacak ilk ismi belirledi.
Bu haber 2013-07-07 17:06:07 eklenmiş ve 243 kez görüntülenmiştir.
Survivor Ünlüler Gönüllüler 2014 için çalışmalara şimdiden başlayan Acun Ilıcalı, Ünlüler takımında yarışacak ilk ismi belirledi. Acun Ilıcalı biten Survivor programının ardından hiç ara vermeden 2014 Survivor için çalışmalara başladı.  Güçlü bir kadro oluşturmak isteyen Ilıcalı’nın hedefindeki ilk isim tanıdık. Fenerbahçe’deyken yıllarca Alex de Souza’nın tercümanlığını yapan Samet GüzelAcun Ilıcalı, Güzel'e yarışmacı olmasını teklif etti. Samet Güzel, Acun Ilıcalı'nın teklifine olumlu yanıt verdi. SAMET GÜZEL KİMDİR?

Alex De Souza’ya ‘dostum’ diyecek kadar yakın, Anelka, Lugano, Zico gibi yabancı futbol yıldızlarının ‘kankası’. Brezilyalı olduğu sanılacak kadar iyi Portekizce konuşuyor…. Fenerbahçe’nin tercümanı Samet Güzel’den bahsediyoruz. Binlerce insanın ‘keşke yerinde olsaydım’ dediği Samet’ten…

 

samet güzel

 

Gülay Altan’ın ropörtajı:

 

1 Mart 1985′te Kadıköy’de doğmuş, babası da fanatik taraftar; dolayısıyla kendisi ve kardeşi doğuştan Fenerbahçeli. Daha ortaokul sıralarındayken harçlıklarından biriktirip maça gidermiş ve o günlerden kulaklarında çınlayan annesinin sesi ‘Gidiyorsun gidiyorsun da karnını mı doyuruyor Fenerbahçe oğlum, harçlıklarını maça harcamasana!’ Gün gelmiş, devran dönmüş ve karnını Fenerbahçe doyurur olmuş… Annesi artık durumdan memnun, zaman zaman da bu konuyu anlatıp gülüyorlarmış…

 

Sohbetimizi Fenerium’un içindeki kafe bölümünde yaptık, cam kenarında oturduğumuz için yoldan geçenlerden kimileri cep telefonunu çıkarıp fotoğrafını çekerken bir kez daha anladım Samet’in ününü. Gerçi o kendisini ‘ünlü’ değil, ‘tanınmış’ olarak tanımlıyor. Yaşının verdiği heyecanı gözlerindeki ışıkla yansıtıyor Samet Güzel, soyadıyla müsemma; binlerce kişinin ‘keşke yerinde’ olsaydım dediği kişiyi yakından tanımak için buyurun…

 

 

- Hikayen Kadıköy’de başlıyor. Aileni anlatır mısın? Babam ilaç mümessiliydi. Annem çalışmıyor. Bir erkek kardeşim var. Hep bizim iyi yetişmemiz, iyi eğitim almamız için çalıştılar. Okusunlar, bir yerlere gelsinler diye yemeyip yedirdiler.

 

BREZİLYA’YA AFS İLE GİTTİM - Başarılı bir öğrenci miydin? İlkokulu Kadıköy’de okudum sonra da Burak Bora Anadolu Lisesi’ni kazandım. Dil öğrenme sürecim orada başladı. İyi bir öğrenci miydim; pek değil ama haşarı, haylaz bir tip de değildim. İngilizceyi lisede öğrendim.

 

- Brezilya macerası ne zaman ve nasıl başladı? Üniversite sınavına hazırlanırken ailem AFS diye bir öğrenci değişim sisteminden bahsetti ve sınavlarına katılmamı önerdi. Katıldım ve kazandım.

   

- Avrupa ya da Amerika gibi cazibe merkezleri varken neden Brezilya’yı seçtin?

Hayatınızın herhangi bir döneminde o ülkelere rahatça gidebilirsiniz. Ama hayatınızın hiçbir döneminde ‘Ben Brezilya’ya gideceğim orada bir sene kalacağım’ demeye cesaret edemeyebilirsiniz… Buna 17 yaşında cesaret etmek daha kolay. Brezilya’ya karşı zaten ilgim vardı.

 

FUTBOL, SICAK İNSANLAR VE PLAJLAR

- Neydi seni çeken Brezilya’ya?

Brezilya’nın insanları, plajları, karnaval ve aynı zamanda futbola olan ilgim…

 

- Hemen okula başladın mı?

Ertesi gün. En fazla sıkıntı veren noktalardan biri okuldu. Brezilya’da çok fazla İngilizce bilen yok. Okula gidiyorum, herkes bana bakıyor, gülüyorlar, anlamıyorum, ezik ezik oturuyorum… Sonra eve gidip kimse görmeden, yastığa kafamı gömüp ağlıyordum.

 

- Portekizce öğrenmeye ne zaman başladın peki?

Ne yapacağımı bilmeden bir ay devam ettim. Bir ay sonunda ‘Brezilya’da Türk gibi yaşayamazsın!’ dedim ve kursa yazıldım. Bir kız arkadaşım vardı, o da çok yardımcı oldu. Altıncı ayda derdimi güzelce anlatıp muhabbet edebiliyordum.

 

- ‘Brezilyalı gibi yaşamak’ nedir, tarif eder misin?

Brezilyalılar çok pozitif, en önemli özellikleri bu! Sabah kahvaltısını çok erken ve mutlaka tüm aile bir aradayken yapıyorlar. Öğlen okuldan çıkıp tüm günü arkadaşlarıyla birlikte geçiriyorlar. Parka gidip piknik yapıyor, futbol oynuyorlar. Brezilyalı gibi yaşamaktan kastım, hayata pozitif bakabilmek.

 

- Dönerken zor oldu mu?

Herkesle, her şeyle vedalaşmak çok zor oldu. Havaalanına okul arkadaşlarım bile geldi ve ben hüngür hüngür ağladım; buradan giderken o kadar ağlamamıştım.

 

- Döndükten sonra üniversiteye mi devam ettin?

Gitmeden önce burada liseyi bitirip sınava girip Mimar Sinan Üniversitesi’nde İstatistik Bölümü’nü kazanmış, kaydımı dondurmuştum. Oraya devam ettim.

 

KENDİ ŞANSIMI YARATTIM

- Sonra Alex’in imza gününde mi her şey değişti?

Bir gün annem, ‘Neden Fenerbahçe TV’ye bir mail atıp kendini tanıtmıyorsun, belki orada çalışırsın’ dedi. O zaman yeni açılmıştı ve Brezilyalı futbolcuların yeni gelmeye başladığı dönemdi. Bir mail attım. Aradılar, bir buçuk sene boyunca Fenerbahçe TV’ye gittim. Montajlara girdim, biraz piştim.

 

- Alex’e forma imzalatarak başlamadı yani her şey…

Yok, Alex’in imza gününde ona Brezilya’dayken bir yıl yaşadığım Curitiba şehrinin formasını imzalattım ki o takım Alex’in kalbinin takımı, o sırada tanıştık, telefonumu istedi. Birkaç gün sonra aradı. Portekizce ‘Merhaba dostum. Ben Alex’ dedi. ‘Alex De Souza mı, şaka yapmıyorsun değil mi?’ dedim. ‘Portekizce konuşan ve kaldığımız şehri bilen insanlarla olmak mutluluk veriyor. Senin için sakıncası olmayacaksa bazen arkadaşlarımızla yemeğe çıkıyoruz, seni de davet etsek gelir misin’ dedi. İçimden diyorum ki ‘Ne saçmalıyorsun Alex, ne sakıncası!’.

 

- Tercümanlığa nasıl başladın?

Benden önce tercümanlık yapan Ali Abi, askere gitti. Bir gün Başkanımız, İhsan Topaloğlu’nun odasında otururken ‘Tercüman gitti, yeni birini bulmak lazım’ demiş. Bunun üzerine o da benden bahsetmiş. Hiç beklemediğim bir anda aradılar, Alex ile tanışmam bana ne kadar heyecan verdiyse Fenerbahçe’den ilk arandığımda da aynı derecede heyecanlandım. Birkaç görüşmeden sonra ‘Çantanı hazırla yarın Denizli’ye gidiyoruz sen de geliyorsun’ dediler. Kupa maçıydı. Bayılacak gibi oldum.

 

- İşinin sınırları nerede başlıyor, nerede bitiyor?

Bir profesyonel, bir de gönül çerçevesi var. Profesyonel çerçeve saha içi, hocanın dediklerini futbolculara aktarmak, maç öncesi ve sonrası röportajları yapmak, basın toplantılarına gitmek. Bence en can alıcı kısmı gönül çerçevesi. Dil konusunda sorun yaşayacakları her anlarında yanlarındayım.

 

 

Soyunma odasındaki sıkıntıları sormayın

- Birlikte çalıştığın insanların her biri birer yıldız; onlarla çalışmak insanın egosunu şişiriyor mu? İnsanoğlunun doğası gereği, değişiyor ister istemez. Kendinizi daha ağır hissediyorsunuz. Ama her zaman görevinin ağırlığını, içinde bulunduğu yerin güzelliğini ve bunun kattığı artıların farkında olan biriyim.

 

- Kulüple ilgili çok şey biliyorsun, futbolcuların Başkan’la görüşmelerini de sen çeviriyorsun sonuçta, kulübün karakutusu sayılırsın…

Doğru, çünkü futbol takımıyla ilgili ne varsa içindeyim. Güzel anları da sıkıntı anları da biliyorum ama bu bizim takımımızın özeli. Ben nasıl sizin evinizdeki sıkıntıyı sormuyorsam insanlar da soyunma odasındaki sıkıntıyı merak etmemeli.

 

- Annene-babana bile anlatmıyor musun?

Hiçbir şekilde renk vermem. Ailem gibi gördüğüm kulübüme ve profesyonel işime ihanet edemem.

 

En mutlu yabancı Alex

- Çalışması en kolay futbolcu hangisiydi?

Bunu futbolcunun bu ülkede kaldığı süreyle değerlendirmek lazım. Şu anda en mutlu yabancı kesinlikle Alex. Artık 7. senesi, her şeye adapte oldu, her şeyi biliyor.

 

- Çalışması zor biri yok mu?

Yok, zor adamla çalışmadım ben. Şansıma işi zora sokan kimse olmadı.

 

                                                              

 

- Küçük bir kavga hatırlıyoruz…

Kezman ile. Keşke olmasaydı çünkü benim çok sevdiğim insanlardan biri Kezman. İdman sırasında, benim çevirmediğim bir şey olduğunu iddia etti, ben de söylediğimi söyledim. Sözlü bir atışma yaşadık, birkaç saat sonra sinirler yatışınca birlikte oturduk kahvemizi içtik yine. Ama bu olay çok konuşuldu, tatlı huysuz olarak belki onu söyleyebilirim

 

Samet Güzel’den birkaç anı

Alex’in kızı Antonia’nın doğumu için doğumhanenin kapısında beklerken bir anda hemşire içeriden çıkıp, beni kolumdan tuttu ve ‘Hadi, sen de doğuma giriyorsun’ dedi. Bir yandan bana elindeki önlüğü giydirirken etraftakilerin anlattığına göre, ‘Nasıl yani’ demişim ve suratım bembeyaz olmuş. Tabii doğuma girdim ve Dianne’nin tercümanı gelene kadar bir süre yardımcı oldum.

 

 

 

Denizli’de şampiyonluğu kaybettiğimiz maçtan sonra tuvalette hüngür hüngür ağladım. O sırada beni gören Anelka yanımdan bir an olsun ayrılmadı. Teselli etmek için saatlerce futbolla ilgili nasihatler verdi.

 

Diego Lugano ile yapılan bir röportaj sırasında sorulan bir soruya verdiği cevabı kendisi bile anlamadı ve söylediklerini tamamen karıştırdı. Suratına garip garip bakınca; ‘Samet ne söylüyorsan söyle. Yeter ki beni yakma’ dedi.

 

İnönü Stadı’nda atılan yabancı bir madde Zico’ya isabet etmişti. Arkadan onu atan taraftar ‘Samet sana atıyoruz, adamcağıza geliyor. Biraz ayrı dursanıza!’ diye bağırmıştı. hem komik hem de üzücüydü.

 

‘Seni ne zaman kovarlar’ diyen var

- Gittiğin yerlerde ünlü muamelesi görüyor musun?

Ünlü demeyelim de tanınmış diyebiliriz. İnsanlar futbolla ilgileniyor, televizyona bakıyorlar, oradaki yabancıların yanlarına bakıyorlar, bir çocuk var, kimmiş bu diyor ve merak ediyorlar. O yüzden tanınmış demek daha doğru geliyor bana.

 

- Yerinde olmak isteyen çok insan var…

‘Dünyanın en güzel işini yapıyorsun, keşke yerinde ben olsaydım, seni ne zaman kovarlar’ diyen çok var. Tabii, bu takımın içinde olmak gerçekten çok gurur verici ama aynı zamanda zorlukları da var.

 

Kitap yazabilirim

- Bir gün burada yaşadıklarını yazacak mısın?

Bir kitap projem var ama bu işi bıraktıktan sonra; çalışırken asla olmaz.

 

- Sen de futbolcular gibi sözleşme mi imzalıyorsun?

Yok, kulüp personeliyim ben. Biz Fenerbahçe’nin askerleriyiz, ne zaman ihtiyaçları olursa o zaman buradayız.

 

- Bu işten iyi para kazanılıyor mu?

Kendi yaşıtlarımla karşılaştırdığım zaman şikayet edemem. ‘Dünyaları götürüyordur’ diye düşünenler var ama o kadar değil.

 

- Bu iş bittiğinde ne yapacaksın?

Amacım futbolun içinde kalabilmek ve futbola özellikle Fenerbahçe’ye yardımcı olabildiğim kadar olabilmek ama elbette ömür boyu da tercüman olmayacağım.

 

- Mourinho gibi bir planın var mı sonuçta o da tercümandı ve şimdi efsane bir teknik direktör?

Her ne kadar kafamda netleştirmediysem de Mourinho olmak kolay değil. O babasından -ki o da başarılı bir kaleci olan Felix Mourinho- dolayı çocukluğundan itibaren futbolun içinde. İnsanlar ‘Bak o da tercümandı, sen de yapabilirsin’ diyorlar. Elbette inandığım zaman yapabilirim ama bu kadar da küçümsemeyelim onun yaptığı işi. O bugüne gelebilmek için çok çalıştı, ben de çalışırsam neden olmasın?

 

- Sonuçta hedeflerin arasında var mı?

Fenerbahçe içinde geçirdiğim her dakika bunun için yaptığım bir yatırımdır zaten. Kafamda ‘ben de teknik direktör olacağım’ diye net bir şey yok ama ileride seçebileceğim opsiyonlar arasında.

 

Küfrü çevirmene gerek yok

- Kavga çevirmek zorunda kaldın mı? Küfür mesela çevirdin mi?

Çok… Küfrü tercüme etmenize gerek yok. İki insan kavga ediyorsa, önemli olan bir an önce iki tarafın sakinleşmesi. Bak annene küfür etti diye çevirirsen işin içinden çıkılmaz. Sıkıntılı anlarda sakin olup nabza göre şerbet vermek gerekiyor.

 

- Bilica kaza yaptığında da her halde ilk seni aradı, sosyal hayatın zorlu yanlarında da onları yalnız bırakmıyorsun. Bu kazayla ilgili bir yanlış anlaşılma oldu. Karakola ifade vermeye de birlikte gittik, kazadan üç gün sonraydı. Çıktıktan sonra birbirimize iyi akşamlar dedik. Bu esnada sanki o kazayı yapmasını kutluyormuşuz gibi yansıttılar görüntüleri. Öyle bir şey yok. Mesleğim gereği gittim, tercüme görevimi yaptım.

 

- Bu kadar yıl kalıp Türkçe öğrenmemeleri eleştiriliyor, her halde onlara fazla konfor sağlıyorsun.

Alex Türkçe biliyor. Lugano da Türkçe bilmemenin rahatsızlığını duymaya başlamış ki biraz daha Türkçe öğreneyim diyor. Yalnız kalsalar belki daha kolay öğrenirler.

 

Benden başka Portekizce bilen yok mu?

- Çevirilerinle ilgili yapılan yorumlardan biri de şu: Adam iki cümle söylüyor, Samet beş dakika konuşuyor. Atıyor mu acaba? Ne dersin?

Hoca veya oyuncu konuşurken yabancı dilde olduğu için onun bölümleri montajda kesilir, sonra benim konuşmamın tamamı verilir. Böyle olunca insanlar ‘Adam iki kelime etti, bu upuzun anlatıyor, sallıyor’ diyor. Halbuki, alakası yok. Benden başka Portekizce bilen yok mu bu ülkede, çıkar biri söylerdi öyle olsaydı.

 

- Şu anda kaç oyuncunun tercümanısın?

Alex, Cristian, Bilica, Andre, Lugano var Portekizce konuştuğum. Stoch ve Yobo’nun da tercümanlığını yapıyorum.

 

- Türk oyuncularla da yakınsın…

Türklerle paylaşımım daha fazla. Evli olmayanlarla kulüp dışında da çok görüşüyoruz. Hepsiyle çok iyi dostum. Ben yabancıları ve Türkleri ne kadar iyi tanırsam onlar arasındaki bağlantıyı sağlam bir şekilde kurabilirim.

 

Kaynak: AKŞAM

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer haberleri
Androhit
© Copyright 2013 Gazi Soft. Tüm hakları saklıdır. Bu site Gazi SOFT haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.
GÜNDEM
Vialand'a Nasıl Gidilir
Gülşen Bubikoğlu
SPOR
SİYASET
EĞİTİM
Cuma Namazı Duaları
DÜNYA
Yasaksız Youtube